Meer birini sevmiş. Biz de “bir insanı sevmekle başlar her şey” lafını esas almış, pankarta bunu yazıp, yollara düşmüştük. O günü kendimizce tatil ilan ettik, meydana gazozlar taşıdık, plastik sandalyeleri dizdik, rengârenk konfetiler aldık. İlk defa göğe diklemesine fırlatacağımız havai fişekleri bile ayarlamıştık. Dünyadaki bütün kırgınlıklar bir anlığına bitti sanmıştık.
Sonra Pura çıkageldi. Sessizce yürüdü meydanın ortasına. Gönderin dibine dikilip bayrağı yarıya indirmeye başladı. “Yanlış biliyorsun Pura. O böyle anlar için değil!” diye bağırdık arkasından. Herkes sevinirken onun bu eylemine öfkelendik. “Aptal” dedik ona, günü mahvediyor diye. Yas ile sevinci birbirine karıştırmasın diye az uğraşmadık ama dinlemedi.
Pura hep böyledir.
Hep biraz aptal,
biraz çocuk,
kaç yaşına geldi üstelik.
Derken Vera girdi araya. Koltuğunun altında sarımsı, yıpranmış bir dosya, cebinde kurşun kalem… “Aşk yasası gereğince” dedi son derece resmi bir edayla, “davanın takipsiz bırakılması ve yasal süresi içinde yenilenmediği anlaşıldığından davanın açılmamış sayılmasına (düşmesine) karar verilmiştir.” Pura’nın talebi konusuz kalmış da diyebiliriz.
Vera kararın kesinliğini tebliğ etmek için parmak uçlarında yükseldi. Katı biriydi Vera. Hiçbirimize acımadan tekrarladı: “O gülüş, o bakış, o hasret size değil. Unutmanıza karar verilmiştir.” Yüzümüze kararı açıklarken Vera’nın bile gözleri doldu hafifçe. Karar, karardı işte… Pura bağırdı: “Kararların hikayesi olmaz!” Kimse duymadı. İki salak gibi, boynumuzu büküp elimizdeki gazozları içmeye devam ettik.
Meydanda, süslerin ve yerdeki döküntülerin arasında yan yana oturduk. Gökten tek tük konfetiler düşüyordu üzerimize. Pura hâlâ yarıya indirdiği bayrağın ipini tutuyor, sessizce yere bakıyor. Kızmıyorum artık ona. Nasıl kızalım ki zaten? Biraz daha yaklaşıp elimdeki gazozun pipetini ona doğru uzattım ben de.
Gazoz ısınmış, asidi de çoktan kaçmış. Şekerli ılık su boğazımızda düğümleniyordu ama sırf elimizi ayağımızı koyacak başka bir yerimiz olmadığı için şişelere sarılıyorduk.
Vera cebinden sarı bir tebeşir çıkardı. Dünyanın en mühim görevini yapıyormuşçasına etrafımıza derme çatma bir çember çizdi. “Izdırap alanı,” dedi sesi titreyerek. “Yasa gereği bu çizginin içindekiler dışarıya müdahale edemez. Sevdiklerinizle konuşamaz, gözlerine bakamaz, özlediğinizi bile söyleyemezsiniz. Artık sadece seyircisiniz.”
Pura pipeti hırsla emiyordu. Pipet ezilip yassılaştı, içecek gelmedi ama emmeye devam etti. Gözleri kıpkırmızıydı.
O sırada meydandan bir temizlik aracı geçti. Bütün sabah “aşk var” diye sokaklara saçtığımız o renkli konfetileri süpürdü işçi kardeş. Biz tatil ilan etmiştik, millet pazara çıkmış, işçiler çalışmaya devam ediyordu. “Vera,” dedim, pipeti şişenin dibine vururken,” bitsin artık bu saçmalık. Rezil olduk.”
Vera o ciddi tavrını bırakıp sarı dosyasını kenara koydu. “Temyize de gidilmez artık” zaten der gibi sessizce baktı. Cebinden çıkardığı mendille gözünün kenarını sildi. “Aşk bitse de bitmez. Aşk yasaları böyle.” Kendi uydurduğu yasaya kendi de acıdı, yasaları umursayan bir o kalmış gibi oturdu yanımıza.
Tam o sırada bir rüzgâr esti. İçi tuz ve vanilya kokan bir rüzgâr. Hepimiz kafamızı o tarafa çevirdik. Pura ipi umutla biraz daha sıktı, Vera elini gözüne siper etti daha iyi görebilmek için, ben gazozun son yudumunu yuttum.
Izdırap çemberinin içinde oturduğumuzdan mı bilinmez, hiçbir şey olmadı. Rüzgar sanki çemberi sınır bellemiş gibi teyit geçip gitti bizi. Ne gelen vardı ne de bir şeyleri düzeltmek isteyen. Meer çoktan başkasının kıyısında fırtınalar kopartıyordu anlaşılan. Bizse sarı tebeşir çizgisinin içinde, asidi kaçmış gazozla kendimizi boğmaya çalışıyor gibiydik.
“Pura,” dedim sessizce. “Bayrağı biraz daha indir istersen. Göndere yakın kalmış.” Pura ilk defa baktı yüzüme. Zafer kazanmış bir komutan gibi hafifçe gülümsedi. “Bir daha pankartları doğru yazın” dedi “hiçbir cümle yarım kalmamalı” ve ekledi: “Sevmek, bir insanı sevmekle başlar her şey, burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor.” Ön dişinin üzerinde pembe bir konfeti parçası yapışıp kalmıştı bunları söylerken. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Elimi uzatıp konfetiyi aldım. Dizime koydum, üçümüz birden o küçük pembe kağıda bakakaldık öylece.
Pura’nın kötü haberini gecenin bir vaktinde aldık. Hastanelik olmuş Pura…