Kayıp BürosuKAYITBulunduğu yer: —devamını oku →

Vakit kaybetmeden Pura’nın  ziyaretine gittik. Lahana turşusu götürdük seviyor diye.  -Ondan daha fazla biz seviyoruz- Kafasını gözünü kırmış, kaburgalarını çatlatmış.
Başının etini yedik, nasıl düştüğünü anlatsın diye.

Sonunda itiraf etti: ağzıyla kuş tutmaya çalışırken olmuş.

Güldük.

“Ne gülüyorsunuz, anlatılan sizin hikayenizdir” dedi bize.
Olur olmadık yerlerde artık anlamını kazanmış sözleri böylesine kullanıyor oluşu hepimizin sinirini bozuyor ama söylemiyoruz ona.
Pura’nın lafları tek bir rafa dizilemezdi genelde, bizim de onları koyacak bir rafımız yoktu zaten.

Pura nazarlara gelmiş, öyle diyor.
Tükürükçü teyzeye gidecekmiş çıkınca.
İlk defa beddua etmiş. Ne söyledin Pura dedik: “beni mecnun ettin sen de olasın” demiş.
Yine güldük. Pura beddualarının tuttuğunu ilan etti hepimize.

Saçmalamayı bırak artık Pura dedim. “Tükürükçü teyze çare olamaz buna,” diye araya girdi Vera.. “Nazar değil bu Pura.”

Gözlerini serum damlalarına dikti Pura bu sözler üzerine. Damla kendi iç doygunluğuna ulaşınca düşüyor;

pıt. Serum damladı, Pura’nın koluna yürüdü soğuk bir nehir gibi.
pıt. Gözyaşı, sargı bezinin üstünde tuzlu bir gölet açmak için düştü.

Pura, dışarıdan bakınca o koca alçılar içinde hevesini yere düşürmüş de bütünen parçalandıktan sonra alçılarla tutturulmuş gibi duruyordu.
Doktor röntgene bakıp “şurada üç kırık, burada iki kırık” var diye sayarken, Pura içinden “ o kadar az olamaz” diye geçirdi.

Vera tabureyi biraz daha yatağın yanına çekip oturdu. Pura’nın askıdaki ayağına, sonra da çenesini saran beyaz sargılara baktı;

“Röntgende görünmeyen yerler için alçı siparişi vermiyorlarmış Pura” dedi.

pıt. Serum.
pıt. Gözyaşı.

Pura’nın çenesi sabitti ama bakışları odadaki bütün kırık eşyaları dolaşıyordu. Konuşmak istedi ama sesi kurumaya yüz tutmuş bir harç birikintisisinin altından çıkar gibi boğuk ve kısacık belirdi:

“Bütün parçaları sabitlesek yine de kendim olamam artık” dedi.

pıt. Serum. Pura’nın içine bir damla daha eklendi.
pıt. Gözyaşı. Pura’nın içinden bir damla daha eksildi.

Vera dantelli mendilini çıkardı. Pura’nın alçı bezine doğru süzülen o ıslaklığı, sakince, incitmeden sildi.

“Ağlama Pura,” dedi usulca. “Alçı ıslanırsa kurumaz. Kurumasına izin ver.” Pura işe yeni girmişti. “Artık izinli zaten” dedim ben de.

pıt. Serum. Pura’nın kolundaki damar doldu.
pıt. Gözyaşı. Pura’nın yastığı kurumadı.

Vera artık dayanamayıp “Pura, iyi misin?” diye sordu.
Pura “Hangisi?” dedi.
“Ne hangisi?”
“Serum mu, ben mi?”
Vera sustu. Ben güldüm.

pıt. Serum. Pura’nın içinde bir şey aktı.
pıt. Gözyaşı. Pura’nın yanağında bir çizgi kaldı.
Pura o çizgiye parmağını sürdü, ağzına götürdü. “Tuzlu,” dedi. Sonra hepimiz güldük.

“Yetmez mi Pura?” dedim bütün konuşmalar bitince. “Ayıp oluyor artık. İnsan biraz usulünce dağılır.” “Dağılmadım” dedi Pura. “Saçıldım. Biraz da saçmaladım.”

Sonra Pura gözlerini yumdu. Damlalar düşmeye devam etti biri içindeki o un ufak olmuş döküntüleri yıkadı, diğeri dökülen parçaların üzerine örtü oldu.