Kayıp BürosuKAYITBulunduğu yer: —devamını oku →

Pura’nın alçılarını söktüler sonunda. Kemikler kaynamıştı ama vücudu tam iyileşmiş gibi değil de kırıklar içeride görünmesin diye alelacele üzeri sıvanmış gibi duruyordu.

Mutfak masasında oturuyorduk. Masanın kenarında hâlâ ilk haftadan kalma lahana turşusu lekesi vardı.

Tam o sırada Pura’nın masadaki telefonu titredi. Ekran aydınlandı: Bir e-posta.

Pura ekrana baktı. Sonra telefonu, sanki içinde patlamaya hazır bir şey varmış gibi bana doğru itti. Gönderen patronuydu.

Çok geçmiş olsun Pura. Pazartesi günü seni yeniden aramızda görmeyi isteriz.”

Vera e-postayı okuyunca çayından bir yudum aldı. “İyi işte, insanların arasına karışma zamanın geldi de geçti bile” dedi. “Hem sağlık raporun da bitti. Yasal sınırın sonuna geldin.”

“Aramızda görmeyi isteriz…” diye tekrarladı Pura. Cümleyi ağzında yabancı bir taş gibi evirip çevirdi. Ekranda “Kemikler için özel kalsiyum takviyesi, %20 indirim” reklamı belirdi.“Belki,” diye mırıldandı. Parmağının ucuyla masadaki o kurumuş turşu lekesini kazımaya çalışırken “Her şey alt-üst olmuşken yine de her şeyi doğru rafa koyabilir mi?” diye sordu aniden Pura.

Vera sarı dosyasını düzeltip Pura’ya baktı: “İş kanununda ‘kalp kırıklığı’ bir mazeret izni sebebi sayılmıyor Pura. Üstelik patron kalbini değil kollarını, bacaklarını, birazcık da aklını aralarında görmek istiyor.”

Pura ekrandaki mesaja baktı. Cevap yaz bölümüne tıkladı. Parmakları ekranda kararsızca gezindi, sonra tek bir cümle yazıp gönderdi:

Aralarınızda olacağım.”

Telefonu kapatıp yüzünü ellerinin arasına aldı.

“Peki ben orada mesai yaparken,” dedi boğuk bir sesle, Vera Pura’nın sözünü keserek hemen cevabı verdi;

“Soyunma dolabına kilitlersin kalp kırığını, akşam vardiya bitiminde kartı basıp çıkarken tekrar…” sesi kesildi. Bardağındaki çayın yüzeyine baktı. “…Tekrar sırtlanmak üzere alırsın.”

Mutfaktaki buzdolabı yine o ağır iç çekişiyle uğuldamaya başladı. Pazartesiye iki gün vardı.